top of page

Boşanma ve Mal Paylaşımında Hukuki Rehber: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiye Süreci

  • Yazarın fotoğrafı: Asli Öztürk
    Asli Öztürk
  • 8 Haz 2025
  • 2 dakikada okunur

Türk Medeni Kanunu’nun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni düzenlemesiyle birlikte, eşler arasındaki yasal mal rejimi radikal bir dönüşüm geçirmiştir. Önceki mevzuatta esas olan “mal ayrılığı” rejimi terk edilmiş; yerine, “edinilmiş mallara katılma rejimi” yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Bu sistematik değişiklik, yalnızca teknik bir düzenleme değil; toplumsal cinsiyet eşitliği ve evlilik içi emeğin görünürlüğü açısından da hukuki bir paradigma değişimini ifade etmektedir.


I. Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminin Hukuki Niteliği


Türk Medeni Kanunu’nun 202. maddesine göre, aksi noterde düzenlenmiş bir mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmadıkça eşler arasında “edinilmiş mallara katılma rejimi” kendiliğinden uygulanır. Rejimin temel mantığı, evlilik birliği süresince edinilen malvarlığı değerlerinin eşit esaslara göre paylaşılmasıdır. Bu kapsamda:


  • Edinilmiş mallar, eşlerin evlilik süresince emek veya bedel karşılığı kazandıkları malvarlığı unsurlarıdır (TMK m. 219).

  • Kişisel mallar ise evlenmeden önce sahip olunan, karşılıksız kazanımlarla elde edilen veya şahsi kullanıma özgü mallardır (TMK m. 220).


Bu rejimde, eşlerin malları üzerinde yönetim ve tasarruf yetkileri bireysel olarak devam etmekte; ancak rejimin sona ermesiyle birlikte ortak hesaplaşma ve tasfiye gündeme gelmektedir.


II. Mal Rejiminin Sona Ermesi ve Tasfiyesi


Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesi uyarınca mal rejimi; eşlerden birinin ölümü, boşanma kararı veya mahkemece başka bir mal rejimine geçilmesi gibi sebeplerle sona erer. Bu sona eriş, aynı zamanda edinilmiş malların paylaşımını gündeme getirir. Mal rejiminin tasfiyesi sürecinde öne çıkan temel ilkeler şunlardır:


  • Mevcudiyet ilkesi: Tasfiyeye konu malvarlığı, rejimin sona erdiği anda mevcut olmalıdır (TMK m. 235).


  • Sürüm değeri: Paylaşıma esas alınacak malvarlığı değerleri, tasfiye anındaki piyasa rayici üzerinden belirlenir (TMK m. 232).


  • Aynı hak istenemez ilkesi: Eşlerden biri, diğer eşe ait bir malda ayni hak talep edemez; sadece alacak talebinde bulunabilir (TMK m. 227, 231, 239).


III. Alacak Türleri ve Hesaplama Yöntemleri


Mal rejiminin tasfiyesinde üç temel alacak türü karşımıza çıkar:


1. Değer Artış Payı Alacağı: Bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına katkıda bulunması durumunda, bu katkı sebebiyle malın değer artışından pay talep etme hakkıdır (TMK m. 227).

2. Katılma Alacağı: Her eşin, karşılıklı katkı şartı aranmaksızın, diğer eşin edinilmiş mallarındaki “artık değer”in yarısı üzerinde alacak hakkı vardır (TMK m. 236).

3. Denkleştirme: Kişisel mallardan edinilmiş mallara veya tersi yönlü yapılan ödemelerden kaynaklanan karşılık talepleridir (TMK m. 230).


Bu taleplerin başarıyla ileri sürülebilmesi için davacının mal rejiminin sona erdiği tarih itibariyle malların türünü, katkı oranını ve varsa borç yükünü açıkça ortaya koyması gerekmektedir.


IV. Uygulamada Görülen Sorunlar


Her ne kadar yasal sistem eşitliği esas alsa da uygulamada çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle:


  • 2002 öncesi evliliklerde edinilen mallar konusunda katkı payı alacağı taleplerinde ispat külfeti genellikle davacı eşin (çoğunlukla kadınların) aleyhine işlemektedir.

  • Boşanma protokollerinde mal paylaşımına ilişkin belirsiz ifadeler, katılma alacağı taleplerinin reddine yol açabilmektedir.


Sonuç


Edinilmiş mallara katılma rejimi, Türk medeni hukuk sisteminde evlilik içi emeği tanıyan ve ekonomik eşitliği teşvik eden önemli bir mekanizmadır. Ancak bu rejimin etkili işlemesi, sadece yasa metniyle değil; uygulamada eşit ve adil bir yaklaşımın benimsenmesiyle mümkün olacaktır. Özellikle tasfiye süreçlerinde ispat yükü, hesaplama yöntemleri ve sürelerin açık bir şekilde belirlenmesi, rejimin adil sonuçlar doğurması açısından hayati önemdedir.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page